9.11.08

♥ 10 KASIM 2008

♥ ♥ ♥ O R A D A Y D I K ♥ ♥ ♥

ATA'MIZ

SAYGINLIĞINI;
eserleri, düşünme kabiliyeti ve başarıları ile kazanmış bir Dahi...
Dün onu Anıtkabir'de ziyaret ettik.
Bir kez daha Saygı ve Sevgi selini,
görme şansını yakalayabilmek "heyecan" vericiydi.

10 Kasım 2008 Ankara Anıtkabir Fotoğraflarım

* ÖZLÜ SÖZLER *

DEHA -DAHİ

♥ Dünya'da hiçbir deha yoktur ki, kendisinden başka birinin diliyle söze başlamış olsun.

(André Marlaux)

♥ Deha yüzde bir oranında ilham ise, yüzde doksan dokuz oranında da alın teridir. (Addison)

♥ Konuşmak, öğrenmeye yol açar, ama dehanın okulu yalnızlıktır. (Gibbon)

♥ Dehanın ilk ve son şartı, gerçeği sevmektir. (Goethe)

♥ Dahilere atılan taşlar, gelecekte onlar için yapılacak anıtların temelini kurarlar. Taşlama ne kadar çok olursa, dahi o kadar yükselir. (Hector Berlioz)


YÜKSELEN BİR DENİZ
VATAN demek yasaktı !
Ama neden yasak olduğunu genç subaylar kestiremiyorlardı…
Değişimin zamanı gelmişti.
2. Mahmut döneminde zorla giydirilmiş olan fes,
artık yıkılmakta olan bir imparatorluğun simgesi haline dönüşmüştü.
O kadar ki, tatbikatlarda görüşleri dikkate bile alınmayan
♥ Mustafa Kemal’e
bir Fransız albayı
“Başınızda bu tuhaf başlık oldukça kimse kafanızdakilere itibar etmez”
diyordu…
Osmanlı sınırları işgallerle Anadolu’ya kadar gerilemiş,
Edirne elden gitmişti…
Şimdi geri çekilen bu sulardan bir set kurup direnmek gerekiyordu…
… tıpkı yükselen bir deniz gibi…
♥ Mustafa Kemal ♥
Fransızca, Almanca dil dersleri alıyor,
tıp-felsefe-sosyoloji kitaplarını inceliyor,
parlamento çalışmalarını izliyordu,
Anadolu’daki kadınlarla Avrupa’daki kadınların
eşit haklara sahip olmadığını görüyor ve
yapılması gerekli değişiklikleri araştırıyor,
Türk kadınının
modern olabilmesini sağlamaya çalışıyordu…
31 Mart’ta gericilerin üzerine Hareket Ordusuyla birlikte yürüyen
genç yüzbaşı,
siyah cilt beziyle kaplı küçük not defterinin kareli sayfalarına
sabit kalemle şunları yazdı:
“Faziletli din alimleri başımızın tacıdır.
Fakat şahsi çıkarları ve adi menfaatleri için
yalandan alim kılığına bürünen birtakım çıkarcılar
elbette kanun pençesinden kurtulamayacaklardır.”
Sıkı kurallara bağlı yaşayacak kadınlarımızın hayat hakkında,
uygarlık hakkında, hürriyet hakkındaki düşünceleri,
uzmanlıkları ne olabilecektir?
Bu kadın meselesinde cesur olalım.
Kuruntuyu bırakalım.
Peçeden, çarşaftan çıkıp Dünya’yı tanısınlar.
Onların bilinçlerini ciddi bilim ve sanatla süsleyelim.
Namusu, bilimsel ve sağlığa uygun biçimde açıklayalım.
Şeref ve onur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim.
16 Kasım 1916 gecesi Bitlis’te uyuyamadığı bir gece
“Paris Adetleri”
adlı bir roman okudu. Romanın kahramanı Sappho
iki aşk arasında sıkışmış özgür bir kadındı.
Romanı bitirdikten sonra günlüğüne şu notu düştü:
“Kadınlarla bir arada bulunma,
erkeklerin ahlakı, düşünceleri, duyguları üzerinde etki yapar.”
Tuttuğu günlükte, gelecekte uygulamaya koyacağı fikirleri
kağıda şöyle döküyordu:
* Elime büyük kudret geçerse, ben sosyal hayatımızda istenilen devrimi,
bir anda bir darbeyle uygulayabileceğimi sanıyorum.
Halkın anlayışının, yavaş yavaş alıştırılarak değiştirilebileceğini kabul etmiyorum.
Buna ruhum isyan ediyor.
Ben bu kadar yıl eğitim gördükten,
özgürlüğümü elde etmek için hayatımı, yıllarımı harcadıktan sonra
neden cahiller derecesine ineyim?
Onları kendi düzeyime çıkarırım.
Ben onlar gibi olmam.
Onlar benim gibi olsun.”
* Yükselen Bir Deniz, farklı bir Cumhuriyet kitabı…
* Sizi Atatürk’ün düşünce serüveniyle tanıştırıyor.
☼ ☼ ☼ ☼ ☼ ☼
"BİR AYDINLIK GELECEĞE BAKIYORDU"
♥ SAYGIYLA ANIYORUZ ♥

2 yorum:

hamdivehusnucan.blogspot.com dedi ki...

günaydın.ATAM senin gibi düşünen bir ben oldugum sürece başaramıyacaklar sevgilerimle.

Adsız dedi ki...

Can Dündar'ı anlamaya çalışıyorum canım.Filme de gidemedim ki:(((