15.11.09

EGITIM SART !!!

Çocuklarımız ve gençlerimiz
başta olmak üzere,
her birimizi yakından igilendirecek
bir konuda...
ÖNEMLİ BİR UYARI:
Bir benzin istasyonunda arabasına benzin doldurmakta olan
bir bayanın yanına gelen birisi boyacı olduğunu söyleyerek,
hizmet amacıyla Kibarca kartını sunuyor.
Kartı aldıktan sonra arabasına biniyor bayan.
Adam da, başkasının kullandığı bir arabaya giriyor.
Bayan, istasyondan çıkmaya hazırlanırken, arkadaki arabanın da ayni anda istasyondan çıktığını ve kendisini takip ettiğini fark ediyor.
Tam o anda da bir baş dönmesi ve
zor nefes almakta olduğunu hissediyor bayan.
Camı açmak isterken, adamın verdiği kartı alan elinden tuhaf bir koku alıyor
Arkadakilerin de nerdeyse kendi arabasına yapışırcasına yaklaştıklarını görüyor.
Kaybedecek zaman olmadığını düşünerek basıyor gaza,
o hızla giderken ilk gelen park yerine dalıveriyor.
Sert bir frenle durduruyor arabayı,
aynı anda da kısa aralarla bastığı klaksonla imdat işareti verircesine
durmadan velvele saçıyor ortalığa.
Başkalarının da bulunduğu park yerine gelen ikinci araba
var hızıyla çıkış yönünü alarak uzaklaşıp gidiyor...
Adamlardan böylece kurtulan bayan,
uzun bir süre sonra kendine gelebiliyor ve
normal nefes almaya başlıyor ancak.
Bayanı böyle çok ciddi bir duruma sokan bir maddenin
karta sürülmüş olduğu anlaşılıyor.
Adı, BURUNDANGA olan bu uyuşturucu madde,
bir kişinin üstündekileri çalmak
veya başka kötülükler yapmak için kullanılıyor.
Basit bir kart üzerine kolayca sürülebilen bu uyuşturucu,
cinsel taciz amaçlı kullanılan uyuşturucuya nazaran dört defa daha tehlikelidir.
Yolda, dışarda tanımadığınız birisinden
ve hele yalnızken asla böyle bir kart almayın sakın !!!
İkametgâhlara kadar gelerek hizmet sunanların da kullandığı bir yöntem bu.
Dikkatli olmakta fayda var dostlarım.
İLAVE BİLGİLER:
(burundanga” adlı güney amerika’da yetişen
borrachero ağacının yaprakları ve tohumlarından elde edilen bir maddeymiş.
Borrachero, çok büyük dikenli,
sonbaharda pembe çiçekler açan güzel bir ağaçmış
ve halk sarhoş ağacı diye biliniyormuş.
Bu ağaçtan elde edilen toz olan burundangayi yuttuğunuzda
ya da soluduğunuzda etkisi geçene kadar
sizden istenen her şeyi yapıyormuşsunuz.
Üstelik geçici hafıza kaybına da yol açıyormuş.)
Burundanga:
Amerika yerlilerinin borazan biçimli beyaz ve pembemsi
çiçekli, yeşil ve geniş yapraklı bitkiye verdikleri isim.
SCOPOLAMİNE (Zombi İlacı- Brundanga)Suç örgütlerinin ilacı
GURUBU;Doğal bitki
ÖNEMLİ BİLGİ;
Dünya ülkelerine uyarı:
Suç örgütlerinin kullandığı bir madde
Büyük ölçüde yaygınlaşmaktadır.
ÜRETİMİ;Tıptaki adı “Scopolamine”
Amerika yerlilerince “Burundanga” olarak isimlendirilen
borazan biçimli beyaz ve pembemsi çiçekli,
yeşil geniş yapraklı bitkiden imal edilmektedir.
TANIMI;
Kısa sürede bağımlılık yapan bitki, beyin ve SİNİR sistemini etkiliyor.
Aşırı dozda ölüme sebep oluyor.
ABD’li toksikolog Peter Spenser buna “ ölüm yüklü bitki” adını vermiştir.
Yüksek dozda kullanıldığında
kurbanının bilincini iptal edip kor haline getiriyor.
Suç örgütleri bu madde ile kurbanlarına
soygun başta olmak üzere...
her istediklerini yaptırıyor.
Kolombiya kaynaklı bir maddedir.
KÖTÜ OLGULAR;
İnsanları hertürlü zararlı işte kullandırır.
Şuursuz bir robot (Zombi)haline getiren maddedir.
Aşırı dozda beden ve ruh yapısında önemli tahribat yapan
bir ölüm aracıdır!
Teşekkürler Ü. YURTCU
¦¦■♥■¦¦

9.11.09

C U M H U R İ Y E T !

10 Kasım 2009
ATATÜRK niye büyüktür?
Niye hiç eksilmeyen bir minnet ve
saygıyla anıyoruz?
Bunun yanıtını sadece yabancılar bilsin diye vermiyorum.
Görünen o ki, birçok vatandaşımız da bilmek istemiyor!
* * * * * *
Tüm Dünya'da ülkesini savaşta zafere kavuşturan birçok Komutan var.
Milletini daha ileri bir toplum yapmak için mücadele etmiş
birçok önder de var şüphesiz!
AMA
Yokluk ve yoksulluk içinde ikisini birden başarmış
sadece bir kişi var :
A T A T Ü R K
Oysa şimdi ne kadar varlık içindeyiz!
Taşınamaz mallarımız sat sat bitemedi...
Mesela Limanlarımıza bakacak olursak :
* Ege Denizi’ndeki Limanlarımız *
İzmir Limanı:
1 milyar 275 milyon dolara, Hong Kong merkezli Hutchison Whampoa şirketine satıldı.
Türkiye’nin en büyük konteynır ihracat limanı olan İzmir Alsancak Limanı’ndan,
yılda ortalama 30–35 milyon TL net gelir elde ediliyordu...
Kuşadası Limanı:
02.07.2003 tarihinde, 24 milyon 300 bin dolara,
Siyonist Sami Ofer’e verildi.
Dikili Limanı:
20.11.2003 tarihinde, 4 milyon 250 bin dolara,
Dikili Liman ve Turizm İşletmeleri A.Ş.’ye satıldı.
Marmaris Limanı:
26.01.2001 tarihinde, 14.900.000 dolara,
Marmara liman İşletme A.Ş.’ye devredildi.
* Akdeniz’deki Limanlarımız *
Antalya Limanı:
31.08.1998 tarihinde, 29 milyon dolara, Siyonist Ofer’in eline geçti.
Alanya Limanı:
28.11.2000 tarihinde, 1 milyon 600 bin dolara,
Alanya Liman İşletmesi Den TurA.Ş.’ye satıldı.
İskenderun Limanı:
09.09.2005 tarihinde, PSA-Tekfen ortaklığına satıldı
ancak satış sonradan iptal edildi.
O günden bugüne limanda hiçbir yatırım yapılmadı,
çürümeye terk edildi.
Amaç, sırada bekleyen sansarlara çok ucuza devretmek!
Mersin Limanı:
04.08.2005 tarihinde, Singapur PSA’ya satıldı.
Limanın adı,
‘Mersin International Port’ olarak değiştirildi. Eylül 2005’de satış iptal edildi.
Akbabalar takipte...
*Karadeniz’deki Limanlarımız *
Sinop Limanı:
30.06.1997 tarihinde, 800 bin 944 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye devredildi.
Ordu Limanı:
30.06.1997 tarihinde, 1.607.887 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye satıldı.
Giresun Limanı:
30.06.1997 tarihinde, 3.203.774 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye verildi.
Rize Limanı:
06.08.1997 tarihinde, 5.606.605 dolara, Asım Çillioğlu O.G.G’ye satıldı.
Hopa Limanı:
17.06.1997 tarihinde, 4.004.718 dolara, Park denizcilik ve
Hopa Limanİşletmesi A.Ş’ye devredildi.
Trabzon Limanı:
20.11.2003 tarihinde, 20.160.000 dolarla ihaleye çıktı.
Samsun Limanı:
12.06.2006 tarihinde, 5 milyon dolarla ihaleye çıktı.
Gazetelerden takip ediyoruz da...
ÇIKAR KEYFimiz bilir !
İşsizlik, kriz, bulaşıcı hastalıklar, GDO ve
müşterileri gibi hissettirildiğimiz EĞİTİM
sorunlarına şimdilik değinemedim bile !
SAYGIYLA ANIYORUZ !



♥♥
■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■

26.10.09

DOSTlara...

:-)) ♥ :-))

Bir kadına ne verirseniz verin,

onu daha da büyük hale getirir...

O'na bir gülücük verirseniz, size kalbini verir.

O'na bir ev verirseniz, size bir yuva verir.

O'na sebze verirseniz, size yemek verir.

O'na bir şarkı söyleyin, size konser verir.

O'na sperm verirseniz, size bir çocuk verir.

O'na değer verirseniz, size ömrünü verir.

Kendisine verileni çarpıp çoğaltarak mutlaka geri verir!

İşte bu yüzden ona çamur atarsanız,

karşılığında bir bataklıkta bulmaya hazır olun...

■♥■ Gazete'den ■♥■
Teşekkürler L.Küçük ve C.B. Arslan

NOT: Aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz ;)

22.7.09

YAŞAMDAN SAYFALAR ♥♥♥♥

İTİBAR VE KARAKTER
♥ ♥ ♥ ♥
İTİBARını içinde yaşadığın ortam belirler;
KARAKTERini ise inandığın doğrular...
* İtibar sandığın şeydir; karakter ise olduğun şey...
* İtibar fotoğraftır; karakter ise yüz...
* İtibar dışarıdan gelir; karakter ise içerden...
* İtibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur;
karakter ise giderken elinde olan...
* İtibarın bir anda olur; karakterin ise ömür boyunca...
* İtibarın bir saatte öğrenilir;
karakterin ise bir yılda açığa çıkmaz...
* İtibar mantar gibi büyür;
karakter ise sonsuza kadar sürer...
* İtibar zengin veya fakir yapar;
karakter ise MUTLU ya da MUTSUZ...
♥ ♥
* İtibar insanların mezar taşına kazıdıklarıdır;
karakter ise meleklerin TANRI huzurunda
senin için söyledikleri...
♥:-)) İYİ HAFTALAR ♥:-))

FOTOİZ GRUBU
☆☆ OĞUZ HAKSEVER KALEMİNDEN ☆☆
Fotoğraflara yorumlar

PİNOKYO'nun kaderi...
☆Tıklayınız☆

UTANMANIN MASUMU DA VARDIR...
☆Tıklayınız☆

IŞIK VE ZAMAN TABLO DA YAPAR !
☆Tıklayınız☆
♥♥♥♥ ♥♥♥♥ ♥♥♥♥ ♥♥♥♥

Benim resimlerimle tanışıp,
eleştiri yazmak isterseniz sayfam burada !

♥♥♥♥
♥♥ Tıklayınız ♥♥

☆ ☆
Hint müziği eşliğinde şirin kedi MARU'nun
Oyun keyfi :)
İyi seyirler...

☆Tıklayınız☆

myspace layouts
■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦

9.7.09

ZOR İŞLER !


♥:-)) ♥:-))
Adamın biri
Kaliforniya'da sahil kıyısında yürürken bir şişe bulur.
Şişenin mantarını açar açmaz içinden bir cin çıkar.
Cin adama der ki:
"Beni şişe içinde hapsolmaktan kurtardın,
şimdi benden bir şey dile. Yalnız iyi düşün
çünkü bir tek dilekte bulunabilirsin."
Adam düşünür taşınır:
"Ben," der "hayatım boyunca Hawai'ye gitmek istedim
ama beni deniz tuttuğu için gemiye binemiyorum,
uçaktan da cok korkarım.
Hawai'ye gidebilmem için bana buradan oraya bir yol yap."
Cin düşünür,
"Bak, bu gerçekten muazzam bir iş." der.
"Okyanusun içine o yolu taşımak için yerleştirilmesi gereken
yüzbinlerce kolonu, o kolonların deniz dibine çakılmasını,
daha sonra da yolun kaplanması için gereken
milyonlarca ton malzemeyi düşün.
Gerçekten çok zor bir olay.
Normalde ben böyle bir sey söylemem ama
gel sen vazgeç bu dileğinden başka bir dilekte bulun."
Adam tekrar düşünür.
"Peki," der "Hawai`ye yol dileğimden vazgeçiyorum.
Bana kadınları nasıl anlayacağımı öğret.
Onları neler mutlu eder, neler mutsuz?
Kadınları gerçekten etkileyip harekete geçiren seyler nelerdir?
Değişik ruh durumlarını nasıl anlarım?"
Cin sorar:
"Yolu iki şerit mi istiyorsun, yoksa dört mü?"
■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦

25.6.09

FİL VE KARINCALAR...



KARINCALARIN FİLLE SAVAŞI

Ormandaki karıncalar

müthiş bir düzen ve saadet içinde
yaşayıp duruyorlarmış!
Ta ki kötü fil
ormana musallat oluncaya kadar...
Filin en büyük zevki,
karınca ezmekmiş !
Günün belli saatlerinde ormana geliyor
ezebildiği kadar karınca eziyor,
keyif yapıyor, sonrada gidiyormuş.
Karıncalar bu mezalim karşısında gerçekten,
çok hiddetlenmişler.

Bir gün karıncaların şefi ,
karınca liderlerinin ulu ağacın altında
toplanmasını istemiş,
gerçekten sabah yüzlerce koloni lideri,
şefin yanında toplanmışlar.
Uzunca bir sessizlikten sonra, şef konuşmuş

"Arkadaşlar,başımıza gelen felaketi biliyorsunuz.
Ne öneriyorsunuz?" diye sormuş.
Kimi liderler "Ormanı terk edelim ",
kimisi "Saklanalım"

kimisi de "rüşvet verelim" derken
şef :
"Arkadaşlar ormanımızı file bırakmayacağız,
savaşacağız, herkes... tüm karıncalar silahlanıp,
iki gün sonra sabah burada toplanacağız"
diye konuşunca, tüm liderler
"Savaş! Savaş! Savaş"
nidalarıyla toplantıdan ayrılmışlar.
Büyük gün gelip çattığında
ormanın her yerinden irili ufaklı,
siyah - beyaz tüm karıncalar
sürüler halinde toplanmaya başlamışlar.

Her taraftan karıncalar akın ediyormuş,
milyonlarca karınca, ellerinde iğneler, sopalar taşlar
ve herkes şefin tırmandığı kayanın altına toplanmış.
Şef onlara hedefi anlatmış, tüm karıncalar
"Zafer!"
çığlıkları atarken birden uzaktan uzaktan
bir filin
ayak sesleri duyulmuş "gümp gümp gümp"
karıncalar saklanıp beklemeye başlamışlar.
Fil bırak karınca ezmeyi,

karınca göremediği diye için sinirle meydana girmiş.
Bir anda şefin
"hücum!"
komutunu duyan karıncalar
file saldırmışlar...
Filin üzeri bir anda milyonlarca karınca ile dolmuş.
Isırıyorlar, vuruyorlar, iğne batırıyorlarmış.
Fil şaşkınlığını atınca yere bir sağ ayağını vurmuş,
bir sol ayağını vurmuş üstünde hiç karınca kalmamış.
Karıncalar bir daha saldırmışlar file...

Fil bir sağ ayağını vurmuş yere,
bütün karıncalar yerde.
Sadece tek bir zayıf çelimsiz karınca
son anda filin boğazına tutunmuş,
düştü, düşecek
sallanmaya başlamış.
Tüm karıncalar filin etrafında toplanmışlar
ve bağırmaya başlamışlar

"BOĞ ONU, BOĞ! diye...
** Sizce boğabilecek mi? **

Bu hikayeden çıkaracağımız en önemli ders:

Eğer başarıya ulaşmak için sağlam planlar yapmazsak,
başarıyı umut etmekten
öteye gidemeyiz...
ALINTI

15.5.09

OLİMPİYATLAR...

YAŞANMIŞ HİKAYELER
İlgilenenler bilir,
Seattle’da her sene Özürlüler Özel Olimpiyatları düzenlenir.
Türkiye’deki televizyonlar ve yazılı basın da ibret olsun diye,
sayfalarında ve kanallarında bu habere geniş yer verirler.
Ama maalesef ülkemizde zaman zaman duvarlara asılan pankartlar
ve kişisel girişimler dışında
özürlüler için yapılmış pek de fazla bir şey duyamayız.
Her neyse...
1976 yılında da A.B.D. Seattle Özel Olimpiyatları'nda,
9 zihinsel ve bedensel özürlü
100 metre koşusu için başlama çizgisine dizildiler.
İçlerinde özel bastonu ile neredeyse normal yürüyüş hızında bile
yürüyemeyen katılımcılar vardı.
Başlangıç işareti
alışık olunduğu üzere silah atışı ile yapılmamış ve
bir piyanonun tuşuna basılmak suretiyle yarış başlamıştı.
Başlama işareti verildiğinde hepsi birliken hamle yaptılar.
Bu da alışık olunduğu gibi hızlı bir başlangıç değildi.
Ama hepsi yüzlerindeki gülümseme ile yarışı kazanmak,
en azından bitirmek istiyordu.
Daha bu zorlu savaşın başında
aralarından genç bir delikanlı tökezleyerek yere düştü.
Hem can acısından hem de geride kalmanın verdiği üzüntüden
avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı.
İşte o an
izleyen tüm insanların gözlerini yaşartan
☆bir olay yaşandı.☆

Ağlama sesini duyan diğer 8 yarışmacı yavaşlayıp geriye baktılar.
Sonra hep birlikte geriye dönüp yerdeki arkadaşlarının yanına geldiler.
İçlerinden down sendromlu olan bir kız eğilip
onu yanağından öptü,
"Bu onun daha iyi olmasını sağlar." dedi ve ayağa kaldırdı.
Sonra dokuzu birden kolkola girerek
bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler.
Tribündeki izleyiciler elleri acıyana kadar onları alkışladılar...
O gün orada bulunanlar belki de
hayatlarının en güzel dersini almışlardı.
Onlar başkasının kazanmasına yardım ettiler ve herkes kazandı...
☆☆☆☆☆
Daha fazla kazanmak uğruna;
birbirinin sürekli önüne çıkmaya çalışan,
miras için
anne-babasını, kardeşlerini, akrabalarını yaralayan, öldüren,
daha lüks yaşamak adına
başka insanları, milletleri sömüren,
gece yarısı veya yerli-yersiz keyfî klakson çalan, nara atan,
kapkaç yapan,
okumuş doktor olmuş ama
insanlığa değil, organ mafyasına hizmet eden,
okumuş avukat olmuş ama
suçluların "ceza almaması için"
kanunî boşlukları değerlendirip para kazanan,
birtakım önemli mevkileri
tahsili-deneyimi olanlara değil,
kendisi gibi olanlara, düşünenlere veren,
arabayla giderken trafik canavarı olan,
sevinirken (?)
silahla masumları yaralayan, hatta öldüren,
çevreyi katleden,
vergi kaçıran,
kendinden başkalarını asla düşünmeyen,
kendisine bile saygısı olmayan
özür(süz)lerin dikkatine...

♥:-))♥:-))
SINAVLARA GİRECEK TÜM GENÇLERE
BAŞARILAR DİLERİM.

■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦

9.5.09

HAYAT BİR YOLCULUK...


Venedik çok kalabalıktı gerçekten!
Gondol gezintisi yapmadım ama, yapanları zevkle seyrettim...
Bu kadar büyük gruplarla turisti bir arada görmek çok zevkliydi.
Dünya'nın merakla görmek istediği kadar var, TARİH ile iç içesiniz.


Veeee sanat ve tarihle başbaşa,
büyük bir zevkle, her anını kalbime yerleştirerek

Güneşin Batışını izledim.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Gittim, gezdim, gördüm !!!

♥:-)) ♥:-))

Beğenmediğimi söyleyemem doğrusu!

* * * * * * * *
Herşeyden önce bir kadın olarak,
günlük yaşamda ve düzende,
bir insan olduğumu
hissettim,
hissettirildim...
Eşitlik bambaşka birşey!
Ne demek istediğimi, zaman içinde paylaşırım sizlerle...
☆☆☆☆☆

HAYAT BİR YOLCULUKSA,

Belki uzun, belki de kısa bir yoldayız...

Her başarısızlık bizlere birer KAVŞAK...

Endişelerimiz birer VİRAJ...

Arkadaşlarımız bazen GAZ PEDALI bizlere, bazen de FREN...

Düşmanlarımız "Trafik Işıklarında"ki KIRMIZI...

Ailelerimiz ise yollarımızdaki UYARI TABELALARI...

İş hayatımız ise ENGEBELİ bir ARAZİ...

A M A ;

Depolarımız PRENSİPLERİMİZ ile doluysa...

Motorlarımız İRADEMİZ kadar SAĞLAMSA...

İnandığımız her şey SİGORTAMIZ olmuşsa...
Yan koltukta da TANRInın VARLIĞINI
her zaman hissediyorsak...
DİLEDİĞİMİZ YERE MUTLAKA VARIRIZ...

■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■

Hepinize değerli ziyaret ve yorumlarınız için tekrar

çok TEŞEKKÜR ederim.

En kısa zamanda tekrar sayfalarınızda da görüşmek üzere...

S E VG İ L E R İ M L E

30.4.09

Geri Sayım ... ♥


Hünerler el değiştirilmezse devam etmezler.
*********************************
Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur.
A.H.Tanpınar
***********************************
Hükümdar,
haksız olarak bir köylüden bir yumurta alırsa,
adamları köylünün bütün tavuklarını alır.
Sadi
Sevgili Arkadaslarim,
Tum ziyaret ve degerli yorumlariniza
cok tesekkur ediyorum.
Kizim'i ziyaretimde
GERI SAYIMdayim, artik...
** TURKCE karakterlerim icin de
kusuruma bakmayin, olur mu?
Ne yazik ki bazi harfler mevcut degil...**
Yakinda tekrar Ankara'dan gorusmek uzere,
sevgi ve selamlar gonderiyorum :)

20.4.09

Boynunuz mu agriyor ?

Posted by Picasa

5.4.09

Universite sehri Padova...

Italya "Gezi Notlari" ...
Prato della Valle Padova'da
90.000 metre karelik bir Park alani (Aynen bizdeki parklar ;)
ve Avrupa'nin en buyuk parklari arasinda yer aliyor...

Hava yagmurlu,
ancak cogu zaman semsiye bile acmaya gerek kalmiyor.
Binalarin altindaki koridorlar sizi koruyor.
Kultur farkliliklari, insana saygi ve sevgi, guleryuz
kolayca izlenebiliyor.
Burada her yer buram buram TARIH kokuyor.


Sehir turist ve ogrenci dolu !
Yagmura ragmen gezmeye doyamadim :)
Bir grup ogrenci ve bana adres soranlardan ise ozur dileyerek,
benim de orada bir "turist" oldugumu soyledim.
Oldukca eglenceliydi...
* * * * * * * * * * *
Padua Üniversitesi'nden bahsedecek olursak,
(İtalyanca, Università degli Studi di Padova, UNIPD)
1222'de İtalya'nın Padua şehrinde kurulmuş.
Avrupa üniversiteleri arasında en eskilerinden biri olmasının yanı sıra,
İtalya'nın da en eski ikinci üniversitesi.
2003 yılı itibariylen 65.000 kayıtlı öğrencisi bulunmakta...

Galileo Galilei (1564-1642) bilirsiniz!
Tanınmış müzikçi Vincenzo Galilei'non oglu...

1592'de Padova'da
matematik profesörü olarak çalışmaya başlıyan Galilei
bu görevi 18 yıl sürdürdü ve
buluşlarının önemli bir bölümünü burada gerçekleştirdi.
1604 sıralarında düşen cisimlerin
Yaptığı teleskoplar, mercek yüzeylerinin
eğrilik derecesini denetlemek amacıyla geliştirdiği yöntem sayesinde,
astronomi gözlemlerinde kullanılabilecek ilk teleskoplar olarak
kısa sürede avrupa'nın her yanında aranmaya başladı.
Astronomi alanındaki bulgularını
Sidereus Nuncius (yıldızların habercisi) adıyla yayımladı.
Teleskopla gerçekleştirdiği gözlemlerden etkilenen Venedik senatosu
Galilei' nin Padova üniversitesinde yaşam boyu profesör olarak
kalmasına karar verdi.
Ama Galilei Toscana grandük'ünün sarayın
baş felsefecisi ve matematikcisi olma
önerisini kabul ederek 1610 yazında Padova'dan ayrıldı.
Teleskopla yaptığı gözlemlerin Copernik'i doğrulaması,
Aristoteles'ci profesörlerin ona karşı cephe almasına yol açtı.
Ve Galileo'yu kilise yetkililerinin gözünde karalamaya çalıştılar.
Bir yandan da dine karşı ve uydurma olduğunu iddia ettikleri sözlerini
gerekçe göstererek Galilei 'yi Engizisyon 'a gizlice ihbar ettiler.
Kardinal Bellarmine konuya özel bir önem vererek
Galilei'yi 26 şubat 1616' da huzuruna kabul etmiş,
bundan böyle bu öğretiye bağlı kalmasının ve
onu savunmasının yasaklanmış olduğu konusunda onu uyarmış,
ama konunun salt matematiksel bir varsayım olarak
tartışılabileceğini bildirmişti.
===========================================
Peki;
kendisinden çok daha ünlü bir kukla (Pinocchio) yapan
Italyan marangoz ustası
Geppetto baba'yi hatirlar misiniz?
Burada dekor olarak kullanilan
pek cok Pinokyo'ya da rastladim.
♥:-))======================♥:-))
Son resimlerimi
Google Earth-Panoramio'da
bulabileceksiniz...
S e v g i l e r i m l e
☆☆☆☆☆
■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦

27.3.09

Başucu Hikayeleri..

Ankara Kuğulu Park'tan bir fotoğraf!
(Kuğu'cuğum...)
♥:-))♥:-))
BAŞUCU HİKAYELERİ

U N U T M A Y I N …

Evlendiğimizde önce “Hayatın daha iyi” olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra ilk çocuğumuz doğduktan,
hatta ardından bir tane daha olduktan sonra
hayatın daha da iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar,
onlar büyüyünce daha MUTLU olacağımıza inanırız.
Daha sonra, ergenlik dönemlerinde
çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.
Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı,
yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca,
emekli olunca, yaşantımızın dört-dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise; şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.
Eğer şimdi değil ise ne zaman?...
Hayatımız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır.
En iyisi bunu kabul ederek,
her ne olursa olsun MUTLU olmaya karar vermektir.
* * * * *
En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza’ya aittir.
Der ki:
“Uzun zamandan beridir hayatın –gerçek hayatın-
başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım.
Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel,
öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş,
hala hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu.
Sonra hayat başlayacaktı.
Sonunda anladım ki, bu engeller benim hayatımdı.
Bu görüş açısı, bana mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi.”
Mutluluk yoldur;
öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu,
vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için,
ona daha fazla değer verin...
Unutmayın,
zaman hiç kimse için durup beklemez.
Öyleyse;
Okulu bitirene kadar;
Milyarlar kazanana kadar;
Çocuklarınız olana kadar;
Çocuklarınız evden ayrılana kadar;
İşe başlayana kadar;
Evlenene kadar;
Cuma gecesine kadar;
Pazar sabahına kadar;
Yeni bir araba ya da ev alana kadar;
Borçları ödeyene kadar;
İlkbahara kadar;
Yaza kadar;
Sonbahara kadar;
Maaş gününe kadar;
Şarkınız söylenene kadar;
Emekli olana kadar;
Ölene kadar...
* * * * * * * * * * *
MUTLU olmak için
içinde bulunduğunuz “an”dan
daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için
beklemekten vazgeçin.
Mutluluk bir yarış değil, bir yolculuktur.
Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar;
bazıları da daha alçakta.
Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kısa bir süre buralarda değilim.
İtalya'ya, kızımı ziyarete gidiyorum.
(o_^)
Yeni fikirler araştıracak ve fotoğraflar çekeceğim.
Ben dönene kadar SEVGİ ve MUTLULUK’la kalın ;)
☆☆☆☆☆
■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦

22.3.09

EĞİTİM ŞART ...

YORUMLARINIZI
BU BÖLÜME ALABİLİRİM :)
Turk Bayrağı
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
YORUM BIRAKMAK İÇİN:
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
".... ♥ kişi ilgilenmiş" üzerine tıklıyorsunuz.
Pencere açılınca, çerçeve içine yorumunuzu yazıp-eğer
blogger hesabınız yoksa
"O"Adı/URL kısmını işaretleyin, sayfa adresinizi yazıp
"Yorumunuzu Yayınlayın"a
basıyorsunuz.
Kolay değil mi?
Fikirlerinizi beklerim.....
* * * * * * * * * * * * * * * * *
Her yazıda niye YORUM bölümü yok?
diye soracaksınız...
Paylaşacak öyle çok konu var ki,
bazı kayıtlarıbir süre sonra sildiğim
için her birinde ayrı
"YORUM" bölümü yoktur.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Tüm şiir sever dostlarıma...
Çok beğeneceğinizi umduğum bu siteyi mutlaka ziyaret edin.
Pişman olmayacaksınız.
Sevgi ve dostlukla,
Sayfaya ulaşmak için lütfen bu adresi tıklayın...
ŞİİR KENT

H O B İ L E R İ M

Yapanlar varsa, "ben niye denemiyorum?" dediğim herşey...

Tığ,örgü,dikiş,nakış,resim,aksesuar,
dekorasyon,fotoğrafçılık,bilgisayar...
HERKESE İYİ TATİLLER !
Karanlığın en yoğun olduğu nokta, aydınlığın başlangıcıdır...

* ÜLKEMİZDE EĞİTİM HANGİ ALANLARDA GERİ KALMIŞTIR?

* ÇAĞDAŞ UYGARLIK VE MEDENİYET YOLUNDA HANGİ UYGULAMALAR NEDENİYLE BU AÇIKLIKLAR OLUŞMUŞTUR?

* YAPILABİLECEK YENİ UYGULAMALAR NELERDİR?
* * * * * * * * * * * * * * *
**Köy köy dolaşarak kız çocuklarını okullu yaptı.**
Kız çocuklarını okula göndermeyen aileleri
ikna etmek amacıyla
köy köy dolaşan Ağrı’nın Patnos İlçe Milli Eğitim Müdürü
Salih Eskin,
300 kız çocuğunun okula gitmesini sağladı.
Patnos ve köylerinde ilköğretim okullarının
5. kademesini bitiren, ancak çeşitli nedenlerle
aileleri tarafından okula gönderilmeyen kız çocuklarının
okula devamlarını sağlamak amacıyla
İlçe Milli Eğitim Müdürü Salih Eskin öncülüğünde
çalışma başlatıldı. Yaz tatili süresince ilçe merkezi
ve köylerde kapı kapı dolaşan Eskin,
çocuklarını okula göndermeyen aileleri ikna etmeye çalıştı.
* * * * * * * * * * * * * *
*ÖFKE KONTROLU*
Umutsuz vakalar için en iyi tedavi,
tarih kitaplarından istikbalini okumaktır.
Orada, tutamadığı dilinin kurbanı olmuş, öfkeyle kalkıp hasarla oturmuş,
hiddetle kabarıp şiddetle karaya vurmuş
nice sinir sahibinin ibretlik öyküleri vardır.
Haklı olup da öfkelerini gemlemeyi becerenler,
zaman tanrısının insafına sığınırlarsa,
o Kızılderili atasözünde olduğu gibi,
“bir nehir kenarına oturup düşmanlarının cesetlerinin önlerinden geçişini izlerler.”
Haksız öfkeliler içinse tek sığınak, pişmanlık kapısıdır.
Özür, eşekarılarından beklenmeyecek bir liderlik cesareti
ve erdemlerin en büyüğüdür.
CAN DÜNDAR
* * * * * * * * * * * *
TEKNOLOJİ
9 Kasım'da Uygulanacak!
Numara taşınabilirliğinin bilinmeyenleri!
GSM operatörleri arasında numara taşıma işlemi
9 Kasımda başlıyor,
Uygulama 6 gün sürecek. Telefonlar kullanılabilecek mi?
Numara taşıtmak ücretli mi?
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Tayfun Acarer,
9 Kasımda uygulamaya konulacak GSM operatörleri arasında
numara taşıma işleminin 6 gün süreceğini,
abonelerin bu süre içinde cep telefonu hatlarını kullanmaya
devam edebileceklerini söyledi.
☼ ☼ HABER
☼ ☼

11.3.09

Darwin mi?


Evrim Teorisinin Doğuşu
Darwin'in seyahatteyken İngiltere'ye yolladığı mektuplar,
fosil örnekleri ve doldurulmuş canlılar, eski öğretmeni Henslow aracılığıyla İngiliz doğabilimcilerine aktarılıyor,
Darwin'in ünü bu sayede gittikçe yayılıyordu.

Beagle 2 Ekim 1836'da İngiltere'ye döndüğünde
Darwin saygın bir doğabilimci olarak tanınmıştı.
Darwin, İngiltere'ye ayak bastığında,

önce Shrewsbury'ye gidip akrabalarını ziyaret etti,
sonra Cambridge'e gelerek Beagle yolculuğunda
topladığı örneklerin tanımlanıp sınıflandırılması üzerinde çalışmaya başladı.
Henslow, bitki örneklerini tasnif edip isimlendirmede

Darwin'e yardımcı oluyordu,
fakat hayvan örnekleri için Darwin'in uzman
zoologlara ihtiyacı vardı.
Babasının parasal desteğiyle Londra'ya gidip
zoologlarla görüşmeye başlayan Darwin,
Charles Lyell aracılığıyla Richard Owen adında bir biyologla tanıştı.
Owen, Darwin'in getirdiği fosilleri inceleyerek

o güne kadar bilinmeyen pek çok soyu tükenmiş hayvan türü tanımladı.
Bu türlerin arasında,
tembel hayvan benzeri büyük memeliler,
hipopotam benzeri bir otobur memeli (Toxodon) ve armadillo benzeri
dev bir zırhlı memeli (Gliptodon) da vardı.
Bu hayvanlar anatomik olarak,
Darwin'in düşündüğü gibi Afrika hayvanlarına değil,
Güney Amerika hayvanlarına yakındılar.
Darwin, Aralık 1836'da Güney Amerika kıtasının yükseldiğine dair
bir bilimsel makale yazdı, ve Ocak 1837'de Lyell'ın da desteğiyle
bu makalesini Londra Jeoloji Cemiyeti'ne sundu.
Aynı gün, Beagle yolculuğunda topladığı kuş ve memeli örneklerini de
Londra Zooloji Cemiyeti'ne sundu.
Ornitolog John Gould,
Darwin'in tanımlayamadığı ve değişik türlere ait olduğunu varsaydığı bir grup kuşun
aslında birbirine çok yakın 12 yeni
ispinoz türü olduğunu açıkladı.
Darwin Şubat 1837'de Coğrafya Cemiyeti Konseyi'ne seçildi,
ve bir ay sonra Cambridge'den Londra'ya taşındı.
☆☆☆☆☆
Darwin'in 1837'de günlüğüne çizdiği evrim ağacı
Londra bilim çevrelerinde, hayatın ve canlı türlerinin kökeni
sevilen bir tartışma konusuydu.
Matematikçi ve filozof
Charles Babbage'ın başını çektiği bir grup,
Tanrı'nın Dünya'daki hayatı özel bir mucize aracılığıyla değil,
doğa kanunları aracılığıyla yarattığını savunuyordu.
Darwin'in Edinburgh Üniversitesi'nden hocası Robert Edmund Grant ve
Dr. James Gully gibi bir grup bilimadamı ise
türlerin birbirine dönüşebildiğini iddia ediyor,
ama bu fikirleri yüzünden çoğunluk tarafından
sapkınlıkla ve toplumsal düzeni bozmaya çalışmakla suçlanıyordu.
Mart 1837'de John Gould,
Darwin'in farklı adalardan topladığı alaycı kuşların
farklı türlere ait olduklarını açıkladı.
İspinozları hangi adalardan topladığını not etmemiş olan Darwin,
Kaptan FitzRoy'un notlarını inceleyince,
Gould'un tanımladığı farklı ispinoz türlerinin de farklı adalardan geldiğini keşfetti.
Nisan 1837'ye gelindiğinde Darwin,
anakaradan göç edip farklı adalara yerleşen kuşların,
zaman içinde bir şekilde değişiklik geçirip farklı türlere dönüştüklerini anlamıştı.
Temmuz ayında, her zamanki günlüğünün yanı sıra, türlerin birbirine dönüşümüyle ilgili fikirlerini yazdığı gizli bir "B" günlüğü tutmaya başladı,
ve bu günlüğün 36. sayfasına ilk kez bir evrim ağacı çizdi.

☆☆☆☆☆
Yıllarca arayan, araştıran ve kitabını yazan Darwin'in kitabı çok büyük bir ilgiyle karşılandı ve geniş çaplı bir tartışma başlattı. Darwin, kitabının yarattığı tartışmaları yakından takip ediyor, kitap hakkında yayımlanan eleştirileri, yorumları ve karikatürleri özenle kesip saklıyordu. Kitapta doğrudan yer almayan

"insanın hayvandan geldiği" iddiası, eleştirilerin ana hedefiydi.
☆☆☆☆☆
Eylül 1871'de Vanity Fair dergisinde yayınlanan Charles Darwin karikatürü
İngiltere Kilisesi'ne bağlı nüfuzlu bilimadamları,

ki bunlara Darwin'in eski öğretmenleri
Adam Sedgwick ve John Henslow da dahildi,
açıkça kitaba karşı tavır aldılarsa da,
pek çok genç doğabilimci kitaba olumlu tepki verdi.
1860'da yedi
Anglikan teolog tarafından yayımlanan
Essays and Reviews (Deneme ve Eleştiriler) adlı kitap,
Darwin'in teorisini desteklediği için kiliseden büyük tepki aldı.
Türlerin Kökeni üzerine en meşhur tartışma, Haziran 1860'da British Association for the Advancement of Science'ın Oxford'daki toplantısında yaşandı.

Oxford piskoposu Samuel Wilberforce
Darwin'in kitabını küçümseyen bir konuşma yapınca,
karşısında Darwin'in arkadaşları Joseph Hooker ve Thomas Huxley'i buldu.
Huxley Darwin'i o kadar katı bir biçimde savunuyordu ki,

o günden sonra kendisine
"Darwin'in buldogu" lakabı takıldı.
Bu tartışmayla ilgili sıkça anlatılan bir hikâyeye göre,

Wilberforce Huxley'e
"maymunluğunuz büyükanne tarafından mı geliyor büyükbaba tarafından mı?"
diye sorunca Huxley,
"birikimini önyargı ve yalanlara hizmet etmek için
kullanan kültürlü bir insan olmaktansa
maymundan gelmeyi tercih edeceğini" söyledi.
Darwin hastalığı sebebiyle bizzat katılamadığı

bu tartışmaları basından takip ediyor, yazışmalar aracılığıyla
kendisine daha çok destekçi bulmaya çalışıyordu.
Darwin'i kararlı bir biçimde savunan Thomas Huxley,
Charles Lyell ve Joseph Hooker, Richard Owen önderliğindeki muhalif grubu bastırmayı başarınca, 1864'te Darwin'e Kraliyet Cemiyeti'nin
Copley Madalyası verildi.
Kısa zamanda pek çok baskı yapan ve pek çok dile çevrilen
Türlerin Kökeni,
bilimsel konulara yeni yeni merak duymaya başlayan Avrupa
orta sınıfının en çok okuduğu bilimsel kitaplardan biri oldu,
zamanının sosyal akımlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkiledi,
ve popüler kültürün önemli bir parçası haline geldi.

☆☆☆☆☆
Hoşgeldin Darwin Yılı!

♥:-)) Haberimiz Burada ♥:-))

■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■¦¦¦¦■♥■

5.3.09

TIĞ MODELLERİ ...


Son tığ işlerimden bir fotoğraf...
Akıllı yünlerle yapılıyor. Umarım renklerini seversiniz!
Bitince baharlık bir hırka olacak :)

SEVDİĞİM TIĞ ÖRNEĞİM

SEPET ÖRGÜSÜ

Derya Baykal’ın TV programında gösterilen bir örneğe
kulak misafiri olmuştum.
Bu örneğin adını bilmiyordum.
Arkadaşım Çılgın Anne'den öğrendim.
♫ ♫ ♫ Teşekkürler Canım ♫ ♫ ♫
Günlük işler nedeniyle de, hemen başlayamadım tabii…
Ancak söylenenleri unutmamak için birkaç sıra başlayayım dedim.
Henüz ne yapacağıma net bir karar vermemekle birlikte,
resmini de çekerek sizlerle paylaşmak istedim.
ÖRNEĞİN YAPILIŞI:
120 zincir ile başladım.
1. sıra:
4 zincir çekerek, bir dolamalı 2 trabzan yapılıyor.
Kaldığınız yerden tekrar 4 zincir çekerek,
son zincir ile aynı göze batıyorsunuz.
Sonra 2 zincir atlıyorsunuz, tekrar bir dolamalı 2 trabzan yapıp,
aynı işlemleri tekrarlıyorsunuz.
Sıra sonunda, örgünün tersine gelince
2.sıra:
4 zincir çekerek bir önceki sıranın son zincirlerine,
bu kez 3 adet-bir dolamalı trabzandan sonra,
4 zincir çekerek aynı bölmede bitirip,
bir dolamalı trabzan ile sol bölmeye geçiyorsunuz…
İşte böyle devam ederek aşağıdaki örneği elde ediyorsunuz.
Başrollerde gene mankenim BOBO rol alıyor ...


Etek, bluz, çanta, şal, kemer, saç bandı vb. için
değişik ve zevkle örülecek bir örnek.
Yapmak isteyenlere kolay gelsin.
Sorularınız olursa ben buradayım.
Sevgilerimle :)
**ÇINAR YAPRAĞI ÖRGÜ MODELİ**
Çift renk örgü modeli arayanlar için adresi veriyorum :)

Burada

?? Modeller ve Trendler ??

Buradan model bakabilirsiniz
Keçe Modeli arıyorsanız Örnekler

Burada da ?? Bal peteği örgü modeli ??

27.2.09

İSTANBUL KAZANDI...

Ben ise içinde bir "kepçe" misali ...
31 Ocak ve 1 Şubat 2009 günleri İstanbul'daydım.
Soğuk ve yağmurluydu hava...
Dolaşırken çektiğim
fotoğraflardan bir bölümü (toplam 300 civarı... ;)
ve sevdiğim bir şiir!
♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-))

YÜRÜYELİM SENİNLE İSTANBUL'DA
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim;
Hayallerim kıpkırmızı olurdu.
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
İstanbul hala güneşin ardında,
Ufuklarında birkaç kara leke...
Birkaç kan pıhtısı dudaklarında,
İstanbul hala sevimli mi sevimli,
ve hala bir tomucuk tadında.
Yürüyelim seninle İstanbul'da.
♥ ♥
Korkusuz bir rüyadır,
Bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu,
birkaç mahzun kuştüyü ...
Yenilgisiz bir muamma gibidir.
Arar buluşmayan ellerimizi ...
Deli rüzgar yine sarhoş, hovarda ...

Tam orada,
Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim,
Gökyüzünden damarlarımızdan geçirelim,
ve birden bırakalım suların üzerine...
Sen bir defa konuş,
sen bir defa gül !
Kumlu ebrular yapalım seninle,
serpmeli ebrular, bülbül yuvası,
hercaimenekşe, gonca ve sümbül...

Yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında,
Yürüyelim seninle İstanbul'da.
Boğaziçi mağrur türkülerini,
Gözlerine baka baka söyleyin martılar,
Üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi...
Anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda?
Büyür de kelebek olur bu sızı...
Kırmızıyı sevdiğini söyledin.
Bu yüzden mi günlerdir,
İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı?
Sular kırmızı...
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
İstanbul bilmeli ki,
Sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır.
İstanbul bilmeli ki,
Limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır.
Uzaklarda bir yerde,
Toprağı öpmek için eğilen
bahçıvanın parmaklarında hüzün !
Sana doğru akan nehrin ağlayan suretidir...

Bir elimizde umut,
Bir elimizde sevda,

Yürüyelim seninle İstanbul'da...
Musiki kesilsin,
Tükensin yazı, çaresiz kalınca mızrap ve şiir.
Ozan bir kenara bıraksın sazı,
Ressam fırçasına neden mi kızgın ?
Tuvalde çizgiler, renkler kırmızı ...
Kırmızıyı sevdiğini bilince,
Çekilir mi artık güllerin nazı ?
♥ ♥ ♥
Anadolu kavağı'nda
her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin...
Karanlık, hüznünü düşürür dağa,
kuşlar kanat çırpar,
yıldızlar ağlar...
Endamın her sabah iner toprağa.

Hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz,
Ayrılık acıyla süzülür ...
Kandan nefesin fermandır.
Topkapı Sarayı'nda
Dönüşünü bekliyor rıhtımda, şehzadeler.
Öylesine yorgun,
mahzun
ve candan !
İstanbul bir yanımda,
sen bir yanımda ...
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
Uykusundan uyanınca fırtına dalgalar,
Türkümüze aşina olur.
Yüzümüze bakınca deniz fenerleri,
Sahibini arayan gemilerin çığlığıyla vurulur.
♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-))

Tarih heyelandır, hainlerin ardında...
İstanbul tarihin soylu anası,
Biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız,
Sevdayı Kız Kulesi'nden ...
Yalıların burukluğu altında,
geçiyoruz sokaklardan delice...

Anlayabilir misin?
Beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini?
Anlayabilir misin?
Kırmızı neden böyle doldurur aynalara
İnleyen yüreğimi?

Sana giden yolların kavşağında,
Bir adam direniyor, izini bulmak için,
Siliyor tanyerine
akan alın terini...
Ufkunda sapsarı umudun rengi,
Mavi yitik,
Beyaz kızgın
ve siyah
Arıyor sessizce kaybolan günlerini ...

♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥♥♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥
Gülhane'de simit satan çocuklar,
Nasıl anlasınlar,
ellerimizin neden böyle çekingen olduğunu ?
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler,
Gökyüzüne dokunurken
"Bu acı kimdir" diye sorsunlar içlerinden.
♥ ♥
Birlikte yürüyen iki yabancı...
biz gitsek de,
İstanbul'da yine de
Yıllar yılı gezinmeli...
Bu sızı benden, bir yaralı şiir.
Kalmalı senden bir tebessüm,
Bir de kırmızı ...
Nurullah Genç
♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥:-)) ♥
Üsküdar Mimar Sinan Çarşısı önünde
sevdiğimiz kedicikler...
☆☆☆☆☆ ☆☆☆☆☆
Yeşilköy'de gün batımı izleyen kedicikler,
ve tabi ki biz...
Soğuğa rağmen gene güzel battı...
☆☆☆☆☆ ☆☆☆☆☆
İstinye Vapur İskele'sinden
boğaz manzarası ve karşı sahilin görüntüsü...
☆☆☆☆☆ ☆☆☆☆☆
Vapurla Üsküdar'a giderken
Deniz Feneri manzarası...
* * * * * * * * * * * * * * * * *
Vakit yok olur,
zamandan boşalır varlık,
Düşmez burçlardan haber.
Bir uğursuzlukla ağır ve yorgun,
Bütün insanlar bitti sanırsınız,
Deniz feneri gülümser.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
☆☆☆☆☆ ☆☆☆☆☆
Eminönü Vapur İskelesi'nden
Galata Kulesi

26.2.09

YAŞAMI PAYLAŞMAK ...


Sevgili bir arkadaşım tarafından
benim mail adresime gönderilmiş olan bir hikaye bu!
Beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim ...

Mustafa askerden teskere alıp evine gitmeden önce,
İstanbul'da bulunan anne babasına telefon açtı.
-Sevgili anne ve babacığım,
sonunda eve geliyorum ama bir şey sormak istiyorum.
Bir arkadaşımı da beraber eve getirebilir miyim?
"Tabii ki "
diye cevapladılar.
"Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız."
- Ama bilmeniz gereken bir şey var'
diye Mustafa devam etti.
- O, çatışmada ağır yaralandı.

Mayına bastı ve kolu ile bacağını kaybetti.
Başka da gidecek hiçbir kimsesi ve yeri yok.
Onun bize gelmesini ve bizimle yaşamasını istiyorum'.
"Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum,
belki kalacak başka bir yer bulması için ona yardımcı olabiliriz."
- Hayır, onun bizimle yaşamasını istiyorum' dedi oğlu.
"Oğlum, "dedi babası,
"sen ne istediğinin farkında değilsin.
Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsız eder.
Bizim kendi hayatımız var ve böyle farklılığa izin veremeyiz.
Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın.
O kendi yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır."

O an, Mustafa telefonu kapattı.
Anne ve babası ondan,
başka bir tek haber duymadılar...
Birkaç gün sonra, İstanbul Polisinden bir telefon geldi.
Oğullarının, bir binadan düşerek öldüğünü söylediler.
Polise göre intihardı.
Anne ve baba telaşla uçağa binerek
oğullarının teşhisini yapmak için
atladığı ildeki devlet hastanesinde bulunan
teşhis morguna gittiler.
Mustafa’yı teşhis etmişlerdi.

Ama gözleri fal taşı gibi açılarak !
Bilmedikleri bir şeyi fark ettiler.

Mustafa’nın bir bacağı ve bir kolu yoktu...

Siz olsanız
ne cevap verirdiniz, Mustafa'ya ???

21.2.09

ELEMAN ARANIYOR...

D İ K K A T
Aşağıdaki Bilgece Sözleri
bu kış-kıyamette, vakit ayırıp
okuyacak,
anlayacak
ve
gereğinde tartışacak
veya uygulayacak
ELEMANLAR ARANMAKTADIR !

*İnançlar hakikat düşmanları olarak,
yalanlardan daha tehlikelidir.

*Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman,
bir düşünürü daha sert eleştiririz.
Oysa, bizi pohpohladığında
onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır.

*Sahip olunması zorunlu tek şey var:
Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu,
ya da bilim ve sanatlar tarafından
inceltilmiş bir ruh...

* Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların
her şeyden önce
dünyanın tüm öteki davalarından
üstün olduğunu düşünürler.
Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için,
bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan
aynı pis kokulu gübreye
açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler.

*Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur,
hedefe ulaşan ise az ..

*Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak
büyüklüğün bir ayrıcalığıdır.

*İnsan, diğer insanlardan hiç bir şey istememeye,
onlara hep vermeye alıştığı zaman,
elinde olmadan "soylu" davranır.

*Acıların bölüşülmesi değil,
sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan ...

*Bir şeyden hoşlanmaktan söz edilir,
aslında doğrusu,
bu şey aracılığıyla kendinden hoşlanmaktır.
Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir iki yüzlülüktür.

*Hakikatin temsilcisinin en az olduğu zaman,
onu dile getirmenin tehlikeli olduğu zaman değil,
can sıkıcı olduğu zamandır.

*Doğa bize aldırmadığından,
doğanın ortasında kendimizi öyle rahat hissederiz ki ...

*Uygarlaşmış dünya ilişkilerinde herkes,
hiç değilse bir konuda kendini başkalarından üstün hisseder.
Genel iyi yüreklilik buna dayanır.
Çünkü, durum elverirse herkes yardım edebilir,
o halde bir utanç duymaksızın bir yardımı da kabul edebilir.

*Yapacak çok şeyi olan insan
inançlarını ve genel düşüncelerini
hemen hemen hiç değiştirmeksizin korur.
Aynı şekilde, bir ülkünün hizmetinde olan her insan
ülkünün kendisine artık hiç kulak asmaz;
onun buna zamanı yoktur.
Demem şu ki,
ülküsünün hala tartışılabilir olmasından yana olmak
çıkarına aykırıdır.

*İnsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun,
dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna !
Sonunda her zaman, ancak,
kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.

*İnsanların tarih boyunca farkına vardıkları aşılmaz zorunluluk,
bu zorunluluğun ne aşılmaz ne de zorunlu olduğudur.

*Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor;
çok fazla panzehir var.

*Uygarlık tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan
bir uygarlık çağını yaşıyoruz.

*Sevilmiş olma isteği,
kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür.

*İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken,
bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir.

*Çok düşünen ve uygulamalı düşünen,
kendi maceralarını kolayca unutur,
ama başından geçenlerin çağrıştırdığı düşünceleri hiç unutmaz.
Biri kendi düşüncesine bağlı kalır;
çünkü ona kendi kendine ulaşmış olduğunu sanır.

Öteki ise, onu zahmetle öğrendiği
ve onu anlamış olmakla övündüğü için bağlıdır düşüncesine.
Sonuç olarak, her ikisi de kendini beğenmişlik ...

* İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman,
günün yüzlerce cebi vardır.

* Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin,
düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır.

*Açıklanmamış "karanlık bir konu"
apaçık bir konudan daha önemli sanılır.
Sadece karşıtları cansıkıcı olmayı sürdürdükleri için,
arada bir, bir davaya bağlı kalırız.

*Bir insan kendini hep çok büyük işlere adadığında,
onun başka bir yeteneğinin olmadığı pek görülmez.
Açıkça büyük amaçlar tasarlayan
ve daha sonra bu amaçlar için
oldukça yetersiz olduğunu gizlice kavrayıveren kimse,
çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar da güçlü de değildir.
İşte o zaman iki yüzlülük kaçınılmazdır.

* Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok
çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler;
güçlü ruhlar da
bir çok aptal ve cahili...

*Bir insanın gerçekten ele almış olduğu düşünce özgürlüğü ile,
onun tutkuları ve hatta arzuları da,
gizli gizli
kendi üstünlüklerini göstereceklerini sanırlar.

*Bir insan yoğun ve kılı kırk yararak düşündüğü zaman,
sadece yüzü değil gövdesi de çekinceli bir havaya bürünür.

* Ruh arayanda, hiç ruh yoktur.

*İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için,
onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için
hiçbir zaman
çok önemli bir çaba göstermediklerini
kabul etmek gerekir.

*İnsan kahkahalarla güldüğü zaman,
kabalığı ile tüm hayvanları geride bırakır.

*Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar.
Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken,
vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır,
ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.

*Aşk ve nefret kör değillerdir;
ama kendileriyle birlikte taşıdıkları
ateş yüzünden kör olmuşlardır.

*İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu;
ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.

*Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini.
Bilge de böyledir.

* Bir konu hakkında hazırlıksız sorguya çekildiğimizde,
aklımıza gelen ilk düşünce çoğu zaman bizim kendi düşüncemiz değildir;
ama bizim sınıfımıza, konumumuza ve soyumuza ait olan
sıradan bir düşüncedir sadece.

* Öz düşünceler pek ender olarak su yüzüne çıkarlar.

* Bizzat kendimizde olan bir değeri övdüğü, okşadığı zaman
mucizeyi de, usdışını da kabul ederiz.

* Yarı-bilim
tam bilimden daha üstündür.
O, sorunları olduklarından daha kolay görür
ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.

* Çok düşünen partici olmaya uygun değildir;
o,
parti arasında düşüncesini çok çabuk sızdırır.

* Kötü belleğin iyi tarafı, aynı şeylerden bir çok kez,
ilk kez gibi yararlanmaktır.

* Bir kurbanın yoldaşı,
o kurbandan daha çok acı çeker.
Nirtzch aforizmalar

20.2.09

SU PERİSİ ...

Merhaba !!!
Bugün harika bir sergi gezme şansını buldum.
SU PERİSİ isimli kişisel bir sergiydi!
Sizlerle de paylaşmak isterim. :)
Atilla Alp Bölükbaşı
tarafından çekilmiş fotoğraflar ve renkler öyle büyüleyici idi ki!
B a y ı l d ı m !!!

Ankara'da oturan resim severler için
bakmaya doyulmayacak çekimlerle dolu
bir Fotoğraf Sergisi
17 - 24 Şubat tarihleri arasında gezebilirsiniz.
Çankaya Güzel Sanatlar Merkezi'nde
(Salon - A)

MERHABA :)

Aramıza 7 ay önce katılmış bir güzellik ...
Hayata Merhaba...
~♥~~♥~~♥~~♥~

Mogan Gölü'nde Göçmen Kuşlardan
tüm arkadaşlarıma Sevgi ve Barış mesajı ...
~♥~~♥~~♥~~♥~

Ankara Mogan Gölü'nden bir manzara ...
Ocak 2009

Sevgili CİCİmiz...
Ben hobilerimle Mutlu olanlardanım :)
Aslında işimde de mutluydum ama, hasret kaldığım
bir dizi TUTKUyu hayata geçirebildiğim için zaman bulabilmek,
bana daha da mutluluk veriyor.

Antalya-Geyikbayırı'ndan MERHABA !
Gününüz Neşeli Geçsin Aralık 2008